Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 27°C
Açık
İstanbul
27°C
Açık
Çar 27°C
Per 25°C
Cum 25°C
Cts 24°C

İşçi Sınıfının MLM Teorisi ve Programına Dayanması Objektif Zorunluluktur 

A+
A-
17.01.2022
100
ABONE OL


Resmi verilere göre Türkiye-Kuzey Kürdistan’da neredeyse borçlu olmayan yok. 34 milyon kişinin kredi borcu var. (2021) Kişilerin bankalara borcu ise toplamda 861 milyar TL iken kredi hacmi 3,8 trilyon TL’dir. Toplamda borç yükü artıyor, toplumun ezici çoğunluğunu oluşturan işçiler, emekçi köylülük, küçük üreticiler hane olarak borçludur ve işveren tarafından sömürülmeleri yetmiyormuş gibi faiz ödeyen köleler gibi bankalara çalışmaktadırlar işçiler.

Faiz paranın fiyatıdır. Modern kapitalist toplumun tefecileri bankalardır. Üretim dışına taşan muazzam sermaye fazlası dünyada mali spekülasyonlar yapmakla kalmıyor paradan para kazanma dürtüsünü her yerde yaygınlaştırıyor. Yoksul işçi, emekçiler “Çiftlik bank” “Todex” Bitcoin vb. yada şans oyunları üzerinden dolandırılma, borsada umut arayanların sayısındaki artışta görüldüğü üzere. Güya faiz karşıtı gözüken R.T.E hükümeti ise mali piyasada yaşanan depremle döviz kurunun 20 TL’yi görmesi sonrası TL cinsinden bankada parası olanların faizin döviz kuruna sabitleyerek kapitalistlere yeni bir sermaye aktarımında bulunmasıyla daha da yoksullaşan emekçi halkın uzayıp giden ekmek kuyruklarının varlığı aynı anda var olan iki olgudur. Demek ki R.T. Erdoğan ve AKP ile ortağı MHP halkın değil, sermayedarların partileri ve adamlarıdır. Almanya, Fransa, İngiltere’den ABD’ye faizler yüzde 1 ile 3 bandını aşmazken, Japonya’da yüzde 1’in altında iken Türkiye’de devlet hazine taahhütleriyle yüzde 25 ile 30 bandında faizle borçlanıyor. Tamda bu nedenle bankalar ortalama olarak 2021 yılını %35 ile 40 bandında azami kârla kapattılar. Tamda Türkiye’nin spekülasyon ve kumarhane cenneti olduğu, hükümet ve bürokrasi ortaklığıyla hazine, merkez bankasını boşalttıkları 128 milyar dolara bir yılda bir o kadar ekleyen finans baronları çok mutlu. Bir ekonomide aşırı zenginleşenler varsa aşırı yoksullaşanlar var demektir. Türkiye’de mali piyasada Aralık 2021 dalgalanması enflasyonu tırmandırdı işçiler ve emekçi köylülük tüm halk kitleleri yoksullaştı, finans tanrıları kapitalistler ise zenginleştiler. Vurgunun yükü halkın sırtına derhal bindirildi. 

Ekonomik krizde burjuvazinin çözüm önlemleri belli; yük halkın sırtına bindirilir, devlet kapitalistlerin yardımına koşar, düzenin korunması için seferber olur. En büyük sermayeler tarafından yutulması gereken ne varsa yutulup doyuma ulaşınca ve yıkım yeni bir aşamaya doğru sonraki krize kadar dengeye oturuncaya kadar fırtına devam eder. Yoksulluğun işçi sınıfının sırtında, zenginliğin ise kapitalisttin kasasında birikmesi kapitalist mülkiyet biçiminin kaçınılmaz sonucudur. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da eşitsizlik uçurumu dip yapmıştır. Burjuva medya faiz, kur farkı, merkez bankasının bağımsızlığı üzerine gündemi işliyor, oysa işçinin derdi ve gündemi barınamama, çocuğunu ve kendisini doyuramama, eğitimi ve sağlık ihtiyacını karşılayamama, emekçi köylünün gündemi de farklı değil, geçinemiyor, daha da yoksullaşıyor. 

Burjuvazinin tüm halkın sırtına bindirilen çözüm önlemlerine karşı işçi sınıfı kendi çözüm önerilerini savunmalı. Sadece AKP hükümetleri döneminde kimi verilere göre 200 milyar dolar civarında, kimi verilere göre ise çok daha fazla oranda emperyalist mali fonlara faiz ödemesi yapılmıştır. Burjuvazinin faiz ve rantla halkın kanını emmesinin sonlandırılması için devrimci proletarya açısından alınması zorunlu önlemlerin başında: Tüm yabancı ve “yerli” özel bankaların kapatılması, halk meclislerinin denetimine açık devlet ulusal bankası eliyle üretimin geliştirilmesini esas alan merkezileşmiş bir kredi sisteminin kurulması. Bu önlem, fabrikaların kurulması, üretim araçlarının geliştirilmesi ve arttırılmasıyla beraber çökmüş tarımın yeniden diriltilmesi için arazilerin ıslahı, ekimi için gerekli ekipman ve kredinin sağlanması, sanayi ve tarım işletmelerini birleştiren bir merkezi plan doğrultusunda üretim yapılmasının biricik yolu olduğu gibi halkın kanını emen rant ve faizle beslenen asalak katmanlarında sonu olacaktır. İşçi sınıfı bu önlemlerle sınırlı değil, toprağın ulusallaştırılması, servet ve zenginliğin çoğunu özel mülkiyetinde tutan zenginler sınıfından vergi alınması için gelirin artış oranına göre vergi sistemi. Birikmiş toplumsal emeğin ürünü olan değerlerin yine toplum yararına sunulması için miras hakkının kaldırılması. Yaşamını sürdürmek için gerekli olan her kes için çalışma zorunluluğu, sağlık, eğitim, barınma, ulaşım ihtiyaçlarına erişmesi için tüm bu alanların sermayenin hegemonyasından arındırılması ve işçi, emekçi köylü, gençlik, kadın ve diğer mesleki örgütlenmelerin halk meclisleri temsilcilerinin denetimine açık biçimde devletin elinde merkezileştirilmesi gibi ve diğer gerçekleştirilmesini istediği önlemleri aktif savunarak sermayenin saldırılarına karşı işçi sınıfı egemen bir sınıf haline gelme yolunda ilerleyebilir, yetersiz ve geçici görünse bile bu önlemler özel mülkiyetin her alanı ele geçirme yönelimine sınırlama getirdiği için önemlidir. Nesnel hal ve şartların bir sonucu son derece keskinleşen burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişkide sınıf mücadelesine yön veren proletarya hareketinin toplumsal sorunlara çözüm perspektifi ve amacının halk kitlelerine ulaşması hayati önemdedir. Çünkü komünist hareket toplumun gelişme yönünü gösteren ve çeşitli süreçlerden oluşan objektif şartların doğru analizine dayanmaktadır ve işçi sınıfının çıkarlarını savunmaktadır. Bu nedenle nesnel şartlar yanında sübjektif şartlara da dikkatle bakılmalı. 

Stalin yoldaşın açıkladığı gibi elbette proletarya sınıfı ve onun partisinin iradesine bağlı olmayan ve çeşitli süreçlerden oluşan nesnel yanın işçi sınıfına ve onun komünist kuvvetlerine nasıl yansıdığı da çok önemlidir. Çünkü proletarya kendi çözümlerini ancak örgütlü olduğu ölçüde kitlelerle buluşturabilir ve yaygınlaştırabilir. Türkiye’de görüldüğü gibi objektif şartlar devrimci ilerlemeler bakımından elverişli imkanlar sunmasına rağmen örgütlü sınıf mücadelesinde gelişmeler sağlanamamışsa o halde sübjektif kuvvetlerin bu elverişli koşullara hazır olmadıkları sonucu çıkar. Çünkü sürekli hareket halinde değişen ve farklı süreçlerden oluşan objektif toplumsal yönün genel olarak proletarya hareketinin bilincine yansımasıyla önder kuvvetler şekillenir. Eğer devrimci pozisyonda konumlanmada zayıflık varsa, nesnel şartların devrimci özü bu sübjektif yanın bilincine doğru şekilde yansımadığı anlaşılır. Diğer ifadeyle toplumsal olgulardan doğru sonuçlar çıkarılmamıştır. Doğru şekillenme son derece önemlidir. Ama bu şekillenme tek bir kalıp halinde olmadığı, içinde yanlış şekillenmeyi de taşıdığı için toplumsal bilinç ve eylemlerin eylemsel süreçlerini kapsayan şartların bir yansıması olan bu şekillenme sonuçta objektif şartları hızlandırma yada yavaşlatma niteliğine sahiptir. Komünist nitelik objektif şartları devrimci yönde hızlandırırken, revizyonist-oportünist nitelik yavaşlatır.

Proletarya hareketinin objektif ve sübjektif bu her iki yanını içeren bir kavrayışla değerlendirildiğinde Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da devrimci atılım için toplumsal koşullar elverişli olmasına rağmen mücadeleyi yönlendirecek sübjektif yanın yetersiz olduğu sonucuna varılması zor değildir. Kapitalizmin krizi işçi sınıfı, emekçi köylüleri, küçük burjuvaziyi vurmaktadır. Ekonomik çöküş sürecinin işçi sınıfı hareketi içinde cereyan eden yansımalarında çeşitlilik gösterdiği gözden kaçırılmamalı. Proletaryanın sınıf olarak kendisine stratejik doğrultuyu açıklıkla gösterecek komünist devrimci teoriye ihtiyacı vardır. Fakat işçi sınıfına devrimci teorinin taşınması görevini yerine getirecek ve sınıf savaşımına önderlik edecek komünist hareketin (güçsüz oluşu ayrı konu) yöneliminin aksine krizin sonuçlarını reformist çizgiye uygun fırsata çevrilmesi için burjuva toplumun sınırları içinde iyileştirmeler yönünde kullanmak ve bunu da işçilerin, tüm emekçi halkın özgürlüğü ve kurtuluşu şeklinde gösterilmesi gibi yansımalar mevcut. Devrimci objektif süreç gerçek niteliğiyle komünist teoriye yansırken, reformistlerin gözünde reformculuk olarak yansır. Kapitalizmin sonuçlarından perişan halkın hoşnutsuzluğu, büyüyen öfkesi, arayışı apaçıkken burjuvazinin partisi CHP’nin kenarına sırnaşan TKP, EMEP, Sol Parti gibi reformistlerimizden tutalım da, sınıf sendikacılığı ve devrimci hareketin düşmanı işbirlikçi sendikacıların işçileri sürekli aldatma pozisyonunun daha da çarpıcı hal almasına, keza HDP’nin CHP ve ortaklarıyla “demokrasi cephesi” kurma çabası ve politikasıyla sürüklenen HDP çatısı altındaki reformist parti ve çevrelere kadar bir dizi çeşitli yansımalar mevcuttur. Burjuva muhalefette dahil neredeyse her kesim yokluk, yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlikten söz edip yönetime eleştiri yapmaktadır. Ama çözüm formülleri hastalığı yaratan koşullar ve nedenlerin ortadan kaldırılması yerine ilaçla sürekli tekrar eden hastalığı tedavi etmekten ibarettir. Kapitalizmin ortadan kaldırılması yerine, sadece işçilerin kötüleşen koşullarının iyileştirilmesini merkeze koyan ekonomizm, burjuva liberal politikasının etkisinde işçi sınıfı mücadelesini ve Marksist, Leninist, Maoist teoriyi “eskimiş” ilan eden revizyonistlerin sınıf hareketinde körüklediği ayrılıklar, keza küçük-burjuva oportünizminin tasfiyecilik politikası, işçilerin ve emekçilerin proleter devrimci örgütlerde toplanmasını ve sınıf mücadelesinde öne çıkmasını tıpkı revizyonistler gibi engelleyen anarko-sendikalist akımlar ve daha fazlasıyla çok çeşitli biçimler altında varlığı görülen fikir ayrılıkları ve çok parçalılık işçi sınıfının içinden geçtiği objektif süreçlerin elverişliğine rağmen sübjektif güçlerin hazır olmadığı görülmektedir. 

Sadece devrim mücadelesine elverişli nesnel toplumsal yana sürekli vurgu yapılması, ama proletarya hareketinin durumuna, sübjektif yana gözlerin kapalı olması sınıf hareketinin içinde cereyan eden süreçleri kapsamayan değerlendirmeler hatalı sonuçlara varmakta, yada çözümü burjuva toplumun sınırları içinde aramakla sonuçlanmaktadır. Oysa işçi sınıfının tayin edici önemde önderliğe ihtiyacı vardır. Krizin perişan ettiği halk kitlelerinin kurtuluş yolunu bulacağı biricik kılavuz Marksizm, Leninizm, Maoizm sınıf savaşı teorisidir. Ve elbette bu meselede kararlı mücadele gerekmektedir. Devrim kitlelerin eseridir. Bu eser kitleler proletarya partisinde örgütlenip birleşmedikçe zaferle tamamlanamaz. Dünde bugün de revizyonist-oportünistler, anarşizm, Troçkizm gibi zararlı akımların politik yönelimi devrim hareketine zarar verip engel oluştururken kapitalist sistemin krizinin hızlandırılması mücadelesine de engeldirler. Yoksulluk, büyüyen işsizlik, sistemin yönetememe krizi, büyüyen toplumsal hoşnutsuzluk ve öfke gerçekliğine rağmen komünist devrimci hareketin gözle görülür gelişme gösterememesine şaşıranlar sınıf mücadelesinde parti ve önderliğin önemini yeterince kavramayanlardır. Kapitalizm çürüyüp dibe dökülse de kitlelere önderlik edecek komünist parti hazır değilse, orada devrimci gelişmeler beklenemez. İktidar hedefli sınıf savaşında komünist teori ve programa sahip ve büyük muharebelere hazır proletarya partisi tayin edici önemdedir. 

Marksist teori denilince kendisine her “sosyalist” komünist”, “Marksist” diyenlerin gerçekten Marksizm teorisi savunucusu olduğu sanılmamalıdır. 20’nci yüzyılın başından itibaren Marksizm’e en yıkıcı ve aşağılık saldırılar kendilerini Marksist kılık altında gizleyenler ve gerçekten de yaşamlarının bir döneminde Marksist olmuş ama sonra Marksizm’e ihanet etmiş olanlar tarafından yapıldığı unutulmamalı. Marksizm, Leninizm, Maoizm teorisi savunuyormuş gibi yapıp “eskimiş” ilan edenler, şurasından, burasından kırpıp sadece görmek istediklerini görenlerin savundukları fikirlerin Marksizm teorisiyle ilgisi yoktur. Revizyonizm-oportünizmin çeşitli versiyonları Türkiye’de sınıf hareketi içinde fazlasıyla mevcuttur. Bu akımların objektif toplumsal süreci devrimci özüyle değerlendirmesi olanaksızdır. Hatalı fikirlerin, zararlı teorilerin Marksizm teorisinden ayırt edilmesi, sınıf teorisinin savunulması güçlü bir komünist örgütün varlığı için belirleyici ilk adımdır. Marksizm, Leninizm, Maoizm teorisi özümsenmeden proletarya hareketinin azami ve asgari hedeflerini gösteren program oluşturulamaz. Bu ezbercilik değil, teorinin şartlara uygulanması ve objektif süreçlerden doğru sonuçlara varılmasıdır. Örneğin Sovyetlerin yıkılmasına dayanarak “yeniden yapılanma” altında “Marksizmin ideolojik krizi”nden söz edip duranlar, Marksizme “revizyonizm” diyenler Marksizm, Leninizm, Maoizm teorisini “eskimiş” ilan edenler, proletarya diktatörlüğünü reddedenler Marksizm teorisi ve programının uygulayıcısı olabilirler mi? Bu soruya kesin ve net ifadeyle hayır diyoruz!.

Çünkü Marksizm teorisi bir bilim olarak diyalektik tarihi materyalizmin toplum ve doğaya uygulanmasıyla savulunabilinir ve ancak bu yolla komünist program oluşturulabilinir. Teori durağan değil, nesnel sosyal süreçlerin ilerleyen ve geriye çeken, doğan ve yok olan, devrimci ve gerici ve diğer tüm tez ve anti-tezlerin yeni sentezler içinde kaynaşıp yeniden ayrıştığı gelişmeleri inceleyip tahlil eder ve üretim temelinden çıkarılan sonuçlarla toplumun gelişme yönünü belirler. Devrimci teoride toplumsal hareket mantıksal sonuçlara varır. Bu belirlemeler aynı zamanda üretici güçlerin gelişmesiyle eriyen ve yok olmaktan kurtulamayan sınıfları ve tayin edici muhtevadan sürmekte olan antagonist sınıflar arasındaki mücadelede gerici ve karşı devrimci pozisyonuyla iktidardan düşecek ve devrimci pozisyonuyla iktidara gelecek sınıf ve ittifak güçlerini açıklığa kavuşturur. Ortada muğlak bir şey bırakmaz. Tarihin belli bir döneminde ortaya çıkmasıyla başlayan sınıflar arası savaşımın çeşitli çağlardan geçerek, çeşitli mülkiyet biçimlerini ardında bırakarak burjuvaziyle birlikte doğan proletaryanın burjuva toplumu aşan, egemen bir sınıf halinde örgütlendiği proletarya diktatörlüğü evresine ulaşması ve oradan da sınıfların sönümlenme sürecine ilerleyeceği aşamaya kadar geliştiren K. Marks’ın dahice büyük katkısı Marksist teorinin özünü oluşturur ve temel ilkesidir. Objektif süreçlerin bir çağdan diğerine evrilen sınıfların mücadelesinin vardığı yer ve varacağı aşamanın izlenmesinin yöntemi diyalektiktir. Türkiye’de küçük-burjuva aydın revizyonizmiyle reddedilen Marksist proletarya diktatörlüğü teorisi tam olarak Marksizm teorisinin reddi olduğunun özellikle altını çizelim. 

Marksizm, Leninizm, Maoizm programı farklı ekonomik, toplumsal koşullarda somut tahlile dayanan devrimci teorinin sonuçlarından hareketle azami ve asgari hedefleri açık ve net olarak belirlemesinden oluşur. Programın doğru tanımlanmış hedefleri teorinin sonuçlarına dayanır. Asgari ve azami hedefler tayin edici önemdedir ve parti bu esaslarla savaşır. Çünkü belirlenmiş amaçlarla ulaşılması için kimin, hangi sınıfı veya sınıfların yok edilmesi, kime, hangi sınıf yada sınıflara karşı, kimin, hangi sınıfın önderliği ve hangi sınıflarla ittifak kurarak birleşerek mücadele etmenin stratejik ana doğrultusu programa göre belirlenir. Sınıf savaşımında zafer kazanılması devrimci kuvvetlerin doğru mevzilenmesine bağlıdır. Teorinin sonuçları programı, programın hedefleri ise stratejiyi, stratejik yönelim ise taktikleri belirler. En nihayetinde devrimci teori olmadan komünist örgüt ve Marksist program oluşturulamaz. 

Türkiye’de parçalı ve çok çeşitli sınıf hareketinde göze çarpan zayıflık, dolaysız olarak esasta program, strateji ve taktik süreçleri belirleyen Marksizm teorisinin üretilmesi ve uygulamasındaki çizgi sorunlarıyla ilgilidir ve buda sorunların kaynağının ideolojik olduğunu gösterir. 

Mevcut durumda toplumsal ilerlemenin önünde engel olan sistem kapitalizm, engel olan egemen sınıf ise burjuvazidir. Baş düşman burjuvazinin tahtından indirilmesi, kapitalist üretim biçiminin kaldırılarak yerine sosyalist üretim biçiminin kurulması için emekçi köylülük ve tüm halk güçleriyle ittifak içinde proletaryanın önderliğinde Marksist, Leninist, Maoist teorinin kılavuzluğunda sınıf mücadelesi yürütülmesi zorunluluğunu asgari ve azami programıyla Maoist parti açıklamıştır. Açık ve net asgari ve azami bu hedeflere ulaşılması yönelimiyle stratejik mevzilenmesinin emrettiği biçimde mücadele ısrarını sürdürmektedir. Partimiz nesnel toplumsal olgulardan elde edilmiş Marksist, Leninist, Maoist teoriyi yine toplumsal gerçekliğe uygulama anlayışıyla hareket etmektedir. Mücadele içinde hatalı yanları geride bırakacak, doğru yanları ileri taşıyacaktır. 

Toplumsal gerçeklikten elde edilmiş devrimci teorinin gösterdiği şudur: Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da iktidardan indirilmesi gereken ve indirilmesi zorunlu sınıf burjuvazidir, iktidara gelecek ve gelmek zorunda olan sınıf ise proletaryadır. Gelecek esas olarak bu iki sınıf arasındaki savaşımla belirlenecektir. Kapitalizm dönemi boyunca faşizme karşı asgari düzeyde demokratik cumhuriyet, azami program ise sosyalist devrim hedeflidir. İşçi sınıfı hareketinin stratejik yönelimi ve mevzilenmesinin sosyalist devrim odaklı olması objektif toplumsal gerçekliğin kaçınılmaz sonucudur. Partimiz bu nedenle devrimin önder ve temel gücü işçi sınıfı içinde çalışmayı esas almıştır. Karşıt sınıflar mevzilenmesinde iktidarın kazanılması hedefli savaşımda Maoist parti tarihi var olma gerekçesine bağlı biçimde teorisinden çıkardığı sonuçları yeni programına yansıtarak ve programın gösterdiği hedeflere doğru mücadelesini yürütüyor.                        

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.